Mürşid Rabıtasının Lüzumu

by Ekrem / 16.11.2016 / 0 Yorum Yapıldı

Şu bilinmelidir ki kulun tek başına : 

  1. Mükarrabün ( Allah-u Te'ala ya manen çok yakın kılınmış kullar) makamı'na vasıl olması 
  2. Yakin ( Şüphesiz inanç ) mertebesi'ne kavuşması 
  3. Müşahade ( MevlaTe'ala'yı görür gibi olma ) hlin'ne ulaşması mümkün değildir .
Bunun içindir ki Müşahade makamına ulaşmış ve şahsında zati sıfatların tecellileri tahakkuk etmiş ( Allah-u Te'ala'nın zatına ait sıfatların nurlarının parlaması gerçekleşmiş ) olan kamil bir mürşidin varlığı gereklidir . 

Böyle bir mürşidi bulan müridin "Fenafillah ( Allah-u Te'ala'da fani olma ) makamına ulaşmış mürşidinin ruhaniyetinden istimdad etmesi ( yardım istemesi ) huzurunda olduğu gibi gıyabında da onun ruhaniyetinden edep ve feyz alabilmesi için kendi kalbine yönelerek şeyhinin suretini çokça hayal etmesi lazım gelir . 

Ta ki böylece " Fenafillah " ın başlangıcı olan " Nefsden fena ve gaybet ( benliğinden geçme ) haline ulaşabilsin . 

Çünkü mürşid ilahi sırların toparlandığı mahaldir. 

ilahi sırlar Rasulullah s.a.v.'den itibaren manevi veraset yoluyla bir kamilden diğer kamile bir büyükten diğer büyüğe ve spnuçta mrşide ulaşır ondan da müridine intikal eder ki tarikatta buna ( ulaştıran usule ) mürşid rabıtası denir . 


Rabıtanın Özü : mürşidi zatı ( kendi varlığı ) itibarıyla düşünmek , sadece onun şahsını hayal etmek ve müstakillen ( başlı başına ) ondan bir şey istemek değildir . 

Bilakis aslında her şeyi yaratan ve yapan müessir-i hakiki  ( gerçek tesir sahibi )nin  ancak Allah-u Te'ala olduğuna itikad ederek Allah-u Te'ala 'nın mürşide ihsan edip şahsında tezahür ettiği ( açığa çıkardığı ) faziletleri düşünmektir . 


Bu durum şuna benzer : 

Bir fakir ihtiyacını karşılamak için bir zeninin kapısına gidip ondan talepte bulunur. Fakat o şu gerçeği iyice bilir ve inanır : 

  1. Gerçekte veren ve ihsan eden mürşid değil , acak Allah-u te'ala'dır . Mürşid sadece vesiledir . 
  2. Yerlerin ve göklerin hazineleri ancak Onun elindedir . 
  3. Ondan başka fa'il-i hakiki yoktur . 
  4. Kendisi ise ( Manevi imkanlara sahip olan o ) zengin ( mürşid )in kapısında dururken onun başlı başına nimet sahibi olduğunu düşünerek değil , ancak onun Allah-u Te'ala'nın nimet kapılarından bir kapı olduğunu  , Allah-u te'ala'nın oradan kendisine bir nimet vermesinin mümkün olduğunu bildiği için durmaktadır . 
işte bütün bunlar inkar edilmeyecek birer gerçektir .